26 Eylül 2011 Pazartesi

Bisiklet Sevdası

Tekrardan merhabalar olmayan okurlar. Olmadığınız için sizi ihmal ediyorum bir süredir, lütfen alınmayın, özür dilerim. Her neyse. Cidden uzun süredir yazmıyordum buraya. Tatil falan filan derken hiç vakit bulamamıştım. Fakat tatilin bitmesiyle birlikte tekrardan yazayım dedim. İyi etmişimdir diye umuyorum.

" Ne yaptın bu tatilde bakiyim ?!" diye soranınız olmadığını biliyorum, ama anlatacağım ben yine de. Benim blogum dimi burası hı ?

Efendim. Tatilimin ilk 2 ayını ailem ve arkadaşlarımla Ankarada geçirdikten sonra sevdiceğimle birlikte tatile gittim ben. Yaz okuluna da gitmedim, okulumu uzattım. Çok da iyi oldu çok da güzel de iyi oldu tamammı. Onun dışında bol bol güzel zaman geçirip bezginliğimi üstümden attığımı söyleyebilirim. Ha bir de bisiklet aldım. Artık otobüs şöförleri tarafından tehtid edilmekten kurtuldum. Boy boy resimlerim otobüsleri süslemeyecek artık üzülerek söylüyorum ki.

Ha bisiklet. Bisiklet çok güzel bir şey olmayan okurlar. Alın, aldırın, sürün, sürdürün mümkünse. Çocukken vaktimi evde geçirdiğimden olsa gerek ki şu yaşıma kadar pek bilmezdim nasıl bir şey olduğunu. Utanarak söylüyorum bunu. Oysa ki ne de güzelmiş rüzgari yüzünde hissetmek, okula para vermeden 5 dakika içerisinde gidebilmek keyifli keyifli. En güzeli de evde çok bunaldığımda bisikletime atlayıp kendi kendime düzenlediğim ufak turlar. Spor yapmak da cabası tabi.

Kişisel zırvalarımla çok canınızı sıkmak istemediğimden bugünlük yazımı burda noktalıyorum olmayan okurlarım. Yengeniz öyle söyledi. İnsanlar başkalarının kişisel yaşantılarını okumak istemezlermiş. Zaten dedim beni okuyan yok ki. Yok dimi ? Yok yani.

Hadi kendinize iyi bakın ozaman. Yazarım ben yine bi ara.

2 Haziran 2011 Perşembe

Benim Güzel Okulum


                                                           

Okulumu, kampüsünü ve insanlarını sevmiyorum ben, olmayan okur. Bunun nedenlerini uzun uzadıya anlatabilirim tabi ancak sizi sıkma ihtimalim oldukça yüksek bu konudan bahsederek. Peki neden okulumla ilgili bir yazı yazıyorum bugün ?

Okuluma ÖSS ile yerleştikten sonra her öğrencinin yapacağı gibi kalacak bir yer buldum. Şansıma da kampüse çok yakın bir yerden bir ev buldum. Aklımdaki şey, ulaşım parası vermeden okula rahatlıkla gidip gelebilmekti. Ancak nerde bende öyle şans. Mühendislik fakültesi, kampüs kapısından 2km uzakta çıktı.

"Neyse" dedim, "kampüsün içerisinde ring vardır nasıl olsa". Ama tabikide yine yanılmıştım. Kampüste bırak ring'i  içinden geçen belediye otobüsleri bile kart istiyorlardı kampüs içi ulaşım için. Ben yine yılmadım, araştırdım, ettim, kampüs içinde otobüs şöförlerinin tolerans gösterdiği bilgisini aldım. Öbür günkü ilk denememde de başarılı sonuç aldım. "Tamam!" dedim, "artık kampüs içi ulaşım için para vermeye gerek yok!".

Koskoca 2 dönem böyle geçti. Hergün evden okula, okuldan eve bir 5 dakika kadar yürüdükten sonra kampüs içerisindeki otobüs durağından otobüsüme binip, ücretsiz olarak okuluma gidebiliyordum. Lakin bugün okuldan dönerken durum öyle olmadı.

Otobüse adımımı attıktan sonra, her zamanki gibi otobüs şöförüne " Abi, kartım evde kaldı, işletmede ineceğim, bu seferlik idare et." dedim. Otobüs şöförü, gözlüklerini indirdi ve yüzüme dik dik bakmaya başladı. Arada bir izin vermezlerdi, ben de inerdim ve başka otobüste şansımı denerdim. Aynı durum yaşanacak diye düşünerek otobüs kapısına doğru adımımı atmamla beraber, otobüs şöförü:

-Ben, insanları çok iyi tanırım. Sen her gün böyle yapıyorsun. Daha önce de bana aynı şeyi söylemiştin. Tüm şöför arkadaşlar senden şikayetçi. Artık senin fotoğrafını çekip, tüm otobüslere yapıştırmayı düşünüyoruz.

O anda hem kötü de olsa bir şöhret sahibi olmanın gururunu, hem de ayar yemenin hüzünüyle şöförün yüzüne bildiğin boş baktım. Sonraki yakınmalarım da tabiki de anlamsızdı artık. Yavaş ama gururlu bir şekilde otobüsten indim ve otobüs şöförü uzaklaşırken ise tüm bu hislerin dışa vurumu olaraktan son noktayı koydum:

- **ına koduğumun oğlu!

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Hastayım Oğlum !


Öhü öhü. Hastayım olmayan okurlarım. Aslında tam da hasta olup olmadığımı bilmiyorum. Tek bildiğim şey, ciğerlerimin ağzımdan fışkırmak üzere olduğu, burnumun deliler gibi aktığı ve sürekli hapşurduğum.

Küçüklüğümden beri her bahar alerji mevsimimdi birçok insanın olduğu gibi. Gözüm kaşınır, sabah kalkınca burnumun birinin tıkalı olduğunu farkederdim. Yine sanırım alerjim var ama bu sefer nedense çok ağır geçiriyorum bu alerjik mevsimi.

Kendi evime çıktıktan beri adam akıllı beslenmez oldum. Bu mu ki acaba sebep ? Bir de sigaraya başladım tabi o da var. Sağlığım yerlerde sürünüyor resmen. Düşündüm de, kolada c-vitamini olsaydı ne güzel olurdu lan değil mi ?

Sigara demişken, sigara içtiğime lanet ettiren bir olaydan da bahsetmeden edemeyeceğim. Ergenlik dönemlerimde lisanslı basketbol oynadım. Sonraki yıllarda ise lisanslı olmasam da arkadaşlar arasında basketbola devam etmeye çalıştım. Kısacası bu seneye kadar pek bir iddalıydım basketbol konusunda. Ancak bu sene derslerin yoğunluğu ve benim üşengeçliğim sebepleri dolayısıyla okadar çok oynama fırsatı bulamadım. Oynayamadığım süre boyunca da sigara, alkol ve düzensiz beslenme olaylarına girdim. Bugün bir oynayasım tuttu. Aman allahım ! Hastalığın da vermiş olduğu kırgınlıkla 45 dakikalık maç sonrası yığıldım resmen ! Çiğerlerim göğüs kafesimi adeta " Sen ne yaptın oğlum bize !" der gibi zorlamaya başladı. O an dedim ki azaltmak gerek arkadaş bu meleti.

Anlayacağınız dostlar, hastayım, bitkinim ve finaller başlıyor.

Band of Horses - The Funeral da bu temaya güzel gitmiş olsa gerek.

Kalın sağlıcakla.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Öyle Bişey

Temiz hava. Tükenmiş ruhumun yardımına koşuyor adeta bugün. Havada sadece sabahları alabildiğiniz bir koku vardır bilirmisiniz? Pencerenizi açarsınız ve gün boyunca yaşanacaklardan habersiz tertemiz havayı ciğerlerinize çekersiniz sabahın tatlı soğuğu ile kendinize gelirken. Gökyüzünün mavisi huzur verir. Etrafta kuşlardan başka kimseleri duymazsınız. Yalnızsınızdır belki ama hiç olmadığı kadar tatlı gelir bu yalnızlık. Aslında hepimiz yalnızız olmayan okurlar. Sevgilimiz, karımız, ailemiz kim olursa olsun yanımızda. Yaptığımız şeylerin, söylediklerimizin sonuçlarıyla hep kendimiz başbaşa kalırız. Yalnızız diyorum çünkü tıpatıp sizin gibi düşünen biri yoktur dünya üzerinde. Yanınızda birinin olması birşeyi değiştirmez. Duygularımızı biz yaşarız, matematik değildir çünkü insanoğlunun aklı. O yüzdendir ki sevgili olmayan okur, kimsenin sizin düşündüğünüz gibi düşüneceğinden emin olmayın. Gün yeni doğduğunda pencerenizi açıp 5 dakika gökyüzüne, boş yollara, binlara, ağaçlara bakın. Neden bahsettiğimi anlayacaksınız.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Ak Pipiler

Bugün Telekominikasyon İletişim Başkanlığı sansür listesi yayınlamış. Porno camiasını iyi bilen bu abilerimiz, adult forumlarda, itiraf sitelerinde falan takılıyorlar sanıyorum. Liste şu şekilde:

31, Adrianne, Animal, Hayvan, Baldiz, Beat, Buyutucu, Ciplak, Citir, Escort, Etek, Fire, Girl (İngilizce'de 'kız' demek, Ateşli, Frikik, Free, Gey, Gay, Gizli, Got (ingilizce ‘get’ fiilinin geçmiş zaman ya da geçişli hali), Hatun, Haydar, Hikaye, Homemade (ev yapımı demek), Hot (İngilizce’de ‘sıcak’ anlamında geliyor), İtiraf, Liseli, Nefes, Nubile (?), Partner, Pic (İngilizce'de 'picture'ın (resim, fotoğraf) kısaltmasi), Sarisin, Sicak, Sisman, Teen (İngilizce'de 13-19 yaş grubunda genç), Yasak, Yerli, Yetiskin,  Xn, XX...

Milletin pipisinin derdine düşmüşler anlayacağınız. Bazıları gülünç derecede saçma resmen. Gerçi hepsi saçma da neyse.

Etek: Ne alaka abi? Arkadaşım etek giydiği bi fotoğrafını koyduğunda "haa güzel etekmiş" diyemeyecekmiyim şimdi ben. Tamam pornocu olduğunuz ve kendinizi günde 10 defa asılmaktan kurtarmak için pornoyu engellediniz. Eteğe bakıp falan da mı azarsınız siz yobazlar?

Haydar: Haydar ne lan ! Burdan sesleniyorum, ismi Haydar olan arkadaşlar, lütfen en yakın zamanda isimlerinizi değiştiriniz. Yobazlar Haydar ismini duyduklarında Haydar Dümen ve seks geldiği için olsa gerek, azabilirler.

Nefes: Hoooohhhhh ! Tayyip tamam sakin ol şaka yaptım. Tayyip dedim, gelme lan!

Nubile: Bu ne lan? Nubilenubilenubilenubilenubilenubile.

Sarışın: Şimdi anladım lan AKP'de neden sarışın tek bir insan evladı olmamasını. Parti içi nüfusu korumak lazım, siz de haklısınız tabi.

Geri kalan kelimeler de saçma da dil dökmekten yoruldum resmen. O değil de bu kelimeler memleketimdeki abaza nufusunu azaltacak mı zannediliyor acaba? Komplo teorisi kurmak gerekirse bence AKP polisten imamın ordusunu kurduğu gibi yurdum ergenlerinden de bir abazanlar ordusu kurmak niyetinde.

Yazıdan sonra da azmayın oğlum sakın. Sakin olun.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Beni Siz Delirttiniz

Biliyormusunuz olmayan okurlar bana arada bir geliyorlar. Aynı gün içerisinde melankolik, sinirli, mutlu olmayı kaldıramıyor benim beynim. Bir süre sonra kayış kopuyor yani. Ortalığa küfür ediyorum, insanların duyabileceği şekilde bağıra bağıra laf sokuyorum, sinirli sinirli yürüyüp insanlarla ters ters bakıyorum, ardından da kahkahayı patlatıyorum ben delirdiğimde. Insanlara katlanamaz oluyorum hatta.

Ama deliliğin de güzel tarafları yok değil. Beyin stres atıyor adeta. Düşünce yok, tasa yok, dert yok. Ödevlerim yetişecek mi? Hangi derslerden kalacağım? Okulu mu uzatıyorum? Napıcam lan ben? Bu sorulardan hiçbiri yok. Ne kadar güzel aslında değilmi? Nihahaahahah!

Ama ondan sonra sevgilim ve Cem Karaca deliliğimi mutluluğa çeviriyor resmen. Onlar olmasa deli deli dolaşırdım ben herhalde. İyi ki de varlar, ikisi de bir tane. Böyle işte olmayan okurlarım. Si yu leytır eligeytır.

Beni siz delirttiniz
Evet, evet, siz
Kırmızı ışıkta geçen şoförler ve boşverli türküler
Sahil yolundaki kazalar, denize düşen şu uçak
Beyaz camda hayvanlar ve reklamlar
Yeşilçam'da baldır bacak

Beni siz delirttiniz
Evet, evet siz delirttiniz beni
Uçaklar, rüşvetler ve mobilyalar ve ahlak üstüne nutuklar
Günden güne ufalan ekmekler, pasta yesin efendiler
Ama gaz tenekesiyle su kuyrukları
Ve bir başbuğun buyrukları, başbuğun buyrukları

Beni siz delirttiniz
Evet, evet siz delirttiniz beni
Hiç kuşkum yok bundan eminim
Darılmaca yok ben bir deliyim ama beni siz delirttiniz
Gelin siz de katılın siz de bize, bizde herkese yer var
Dostlarım hep Napolyon hepsi Sezar
Bol miktarda Hitler de çıkar

21 Nisan 2011 Perşembe

Gece

Gece ne kadar garip bir zaman dilimi değilmi? Yoksa sadece bana mı öyle geliyor? Ben gecenin sessizliğinin ve yalnızlığının bambaşka bir duygu olduğunu düşünüyorum. Hatta gece olduğu zaman belki de bambaşka bir insana dönüşüyorum. Gece inanılmaz mantıklı gelen bir fikir, sabah çok mantıksız gelebiliyor mesela. Gecenin sadece kendime ait olduğunu düşündüğüm için oluyor bütün bunlar sanırım. Çünkü dünya gözümün önünde " Ben burdayım!" demiyor.


Hayalimde insanların benim istediğim gibi davrandığı bir dünya yaratıveriyorum sanki. Ben de değişiyorum tabiki bu dünya ile birlikte. Bir bakıyorum hiç olmadığım kadar cesur, hiç olmadığım kadar çalışkan veya romantik olabiliyorum. Kendimce yaptığım bestelerimi, yazdığım yazıları, şiirleri hep gece yazıyorum elimde olmadan. Veya  kendimi tamamen sanata adamak istiyorum her şeyi bırakıp.

Oysa ki gün doğduğunda herşey tam tersinde dönüyor benim için. Herkes ve herşey renklenmeye başlıyor. Hayat başlıyor ve bir şekilde ayak uydurmam gerekiyor benim de. Bazen dirensem de elimde olmadan boyun eğiyorum düzene tekrardan. Bir meslek edinme, para kazanma, sorumluluk sahibi olma "gerekleri" güneşin ilk ışıkları ile birlikte yüzüme vuruyor adeta.

Sabah olduğu zaman da gece olduğum gibi olmak istiyorum ben aslında. O zamanki gibi cesur. En sevdiğim insanı alıp dünyayı dolaşmak, parayı sadece bir araç olarak kullanmak, hayatımı duygularımla yaşamak istiyorum.

Ama dedim ya gece olduğu gibi değil sabahlar.

20 Nisan 2011 Çarşamba

En Birinci

Ilk blogum *ehem ehem*. Nasıl oluyor şimdi bu bidakka ? Heyecan yaptım biraz sanırım. Dur başlayacağım bidakka *nefes al nefes ver*.

Tamam. Satır başı yaptım ve başlıyorum. Neden bu blogu kurma gereği duydun Portakaldaki Allah Mucizesi? Neden? Blog yazmaya başlamalıyım diyordum bir süredir kendi kendime ama o zamana kadar ne bir blog takip etmişliğim vardı ne birşey. Bir gece( bu gece) bir baktım ki notepad'i açmış karalıyorum. Neden dedim böyle bir blog yapmıyorum ki?

İşin aslı, ben internette anonim olmayı çok seviyorum. Çünkü insanlar çevresi tarafından hiçbir yargıya maruz kalmaksızın içinden geçenleri başka birisiyle paylaşma olanağına sahip oluyor bu şekilde. İçimden gelenleri yazabileceğim bir yer olduğunu düşündüğüm ilk yer Twitter oldu. Ama bir süre sonra farkettim ki aklımdan geçenleri yazsaydım eğer bir çeşit deli olduğumu düşünebilirlerdi benim! Zaten Twitter ve Facebook denilen şeyler sosyal hayatımızın internet ortamına aktarılmış şekli değilmi? Hatta annem, Facebooktaki bazı iletilerim hakkında uyarmıştı birgün beni ( evet annemin bile Facebook hesabı var, kendisi 50 yaşında ). Demişti ki: "Oğlum, yazacaklarını öyle ortalık yere yazma. İnsanlar görüp seni yargılayabilir.". Ne doğru demişti annem aslında. Anne tamam bak ortalık yere yazmıyorum...yani kısmen.

Her neyse, kendimi tanıtayım biraz . 19 yaşındayım ve Türkiyede yaşıyorum. Aynı zamanda müzik ve sinema en büyük tutkularım. Bas gitar çalıyorum, büyük bir Pink Floyd ve Red Hot Chilli Peppers hayranıyım. En sevdiğim yönetmen Quentin Tarantino. Bunun sebebi de filmlerindeki müzik ve görüntünün uyumunun bence mükemmel olması. Bunların yanı sıra bilgisayarımda bolca oyun oynamayı severim ve Steamde indirimde olan bütün oyunları takip etme takıntım var sanıyorum. Son olarak Portal 2'yi aldım ve 75 lira bayıldım kendisine. Ancak henüz oynama fırsatım olmadı. Bütün bunların dışında günde en fazla 2 öğün yemek yiyebiliyorum, sigara içiyorum, alkol kullanıyorum ve çoğu zaman fast-food besleniyorum. Anlayacağınız 20-25 yıla aranızdan ayrılabilirim. Ayrıca 150 kilo falan da değilim, 80 kilo ve 1.88'im.

Şimdilik bukadar yeter sanıyorum. Dedim ya ilk blog yazım, acemiliklerimi maruz görmenizi umuyorum. Bu yazıyı okuyan her kimsen de sana da çok teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde, haftalarda yazmaya çalışacağım vakit buldukça. Ozaman kadar tüm olmayan okurlarım, kalın sağlıcakla.